Dünden Bugüne Efsanevi /Tarihi Kışlar

    • Resmi Gönderi

    Tamamdır abim ayın 6'sıydı sanırım MGM'ye bakıyordum o zamanlar tabi Ecmwf falan bilmiyordum Ordu'ya üç gün yoğun kar yağışı vermişti ben inanmadım ilk başta çünkü ondan önceki 3 senede merkeze hiç kar yağmamıştı neyse ben bekledim ayın 8'ini sabah uyandım bayağı bir yağmur yağıyor dedim sanırım cidden yağacak akşamına yollarda kar küreme araçları gezmeye başladı 9'u sabahı okulları tatil ettiler yerde kar neredeyse hiç yoktu havada güneş vardı markete gideyim dedim denizin üstü kapkaraydı dedim bu sefer yağacak eve gittim on dakika falan geçti bir rüzgar başladı ardından kar. Arda durur mu gördü kar yağdığını direkt dışarı çıktı ben çıktığımda 5 cm olmuştu ( yaklaşık 20 dakikada) ama yerlerde tam tutmadı neyse ben tam deniz kenarına indim tipi şeklinde yağmaya başladı ama en büyük atağı saat 15:30-17:30 arasıydı yaklaşık 2 saatte yolların tamamı kapandı araçlar yolda falan bekliyordu belediye karları küremeye başladı eve gittim cetveli aldım 30 cm'ye yakındı o arada kar kalınlığı ondan sonraki iki gün de ara ara devam etti işte en son 42 cm falandı

    Bu da benim anım. Resim bulursam atarım

    Böyle anılarınızı yazarsanız bizlerde yararlanırız :)

    Kar yağışı her zaman güzel anılar bırakır.

    Eline sağlık abim , bizlerde okumuş ve yaşamış olduk.

    • Resmi Gönderi

    Valla ben Hatay'da olmama rağmen neredeyse her sene kar gördüm Allah'a şükür. Rabbim esirgemedi bizden. Ama şöyle hatırımda kalan 2012, 2015 ve tabii ki 2016 sistemleri var ki. Hayatımın en mutlu günleri bile diyebilirim. Özellikle 2015. İnternet kafedeyiz. Daha ufacık çocuğuz 😂🏃‍♂️. Arkadaşlarla bilgisayar oyunu oynuyoruz. Ben Kafe sahibine çok yakın bir masada oturuyordum. Neyse biz oyun oynarken adamlar konuşuyor işte, sohbet muhabbet. Sonra biri kar yağacakmış birazdan dedi. Oyuna odaklı olduğumuz için çok tepki vs veremedik. Ama ben nasıl heyecanlandım 😆. Öyle böyle değil. Bir an önce oyunu bitirip gidelim de yağsın havasındayım artık. Neyse bitirdik oynamayı. Çıktık gazoz aldık. Havaya bakıyoruz heyecanla. Gazozu bitirmemizle ilk kar tanelerinin düşmesi bir oldu. Deli gibi mutlu olduk. Heyecandan ne yapacağımızı şaşırdık😂😂..Kar tanelerini falan tutmaya, yemeye çalışıyoruz yolun ortasında. Yaşımız 10 11 daha 😆😆. Eve gittik. Pencereden heyecanlı bir derbi izler gibi dışarıyı izliyoruz. Sonra kar etkisini bir arttırdı. Yaklaşık 3 4 saatte çok güzel bir örtüye kavuştuk. Doyasıya çıkardık tadını. Birkaç gün kaldı kar bizimle. Ama o birkaç gün..... Mükemmeldi gerçekten 💗

    • Resmi Gönderi

    Bir de 2012 var. Aradan kaç yıl geçmiş. Hala çok net hatırlarım. Hava çok soğuk olduğu için babam salonda yatırdı bizi. Üzerimizi iyice örttü. Soba da yanıyor odada. Ben 8 kardeşim 6 yaşında😃😃. Sabah erken saatte annem girdi odaya. Kalkın dışarıda kar yağıyor dedi. Öyle bir şekilde yataktan fırladık ki 😆😆. Dışarı bir baktık. Her yer bembeyaz. Dışarıda kalınca bir kar örtüsü. İlk başta korktuk kardeşimle. İlk kez kar yağışına şahit oluyoruz. Yani hatırladığımız kadarıyla. Neyse oturduk başladık izlemeye. Sabah 7 den 10 a kadar oturup izledik dışarıyı. Muhteşemdi ya. Tabii bizim akvaryum var. 50 60 tane balık var içinde. Biz balıklar soğuktan ölmesin diye sobanın arkasına koymayalım mı balıkları🙂. Sonra orada unutmayalım mı bütün gece. ☹️☹️. Sabah bütün balıklar haşlanmıştı😨😨🐟. O da kötü bir anı olarak kaldı

    • Resmi Gönderi

    Muhammed Gaziantep'te büyük kış ,kar

    1968

    Karı Yaladım..

    1968 yanılmıyorsam Şubat ayı, Kilis lisesi son sınıf öğrencisiyim kar yağışı nedeniyle Gaziantep-Kilis karayolu kapalı…

    Gaziantep den ne gelen var ne giden ve un ihtiyacını Gaziantep den karşılayan ilçede fırınlar stoklarını tükettiğinden, son fırında kapatmak zorunda kalınca, görev silahlı kuvvetlere düşmüş olacak ki; bir askeri aracın hem kendi ihtiyacı hem de ilçedeki fırınlara “un” almak için yola çıkacağı haberi duyuldu…

    Bu haberi duyan bir otobüs işletmecisi, Gaziantep’e “giden varsa gelsin” haberi hemen duyuldu ve otobüs on dakikada doldu, askeri aracın peşinden yola çıktık ama “durmakla gitmek” arasında bir hızla…

    Kilis den hareketimiz öğle saatleri olmasına rağmen Kızılhisar köyü dönemecine gelmemiz arasında geçen zaman, aydınlığın tükenmeğe yüz tutmaya başlaması kadar olmuştu ve araçlar kara saplanmış artık hareket edemez olmuştuk…

    Bende dâhil olmak üzere “on erkek adam” yürümeğe karar verdik, düşe kalka, durup dinlenerek ama biri birimizden hiç ayrılmadan ve susuzluğumuzu gidermek adına, “karı yalayarak…” O zaman olmayan Gaziantep Üniversitesine kadar gelebildik, bir saat kadar dinlendikten sonra yola devam ve otobüslerin son durağı olan Vali konağına ulaştık…

    Saatin kaç olduğu hiçte umurumda değildi, sobalı evime ulaşmıştım, tabanı düşen ayakkabılarımı çıkartıp, annemin hazırladığı sıcak su leğenine ayaklarımı koyup uyumuştum, koltukta sabah uyandığımı hatırlıyorum…

    Hala ayaklarım sıcak su içerisindeydi, annem uyumamış suyu sabaha kadar sıcak tutmuştu…Bu sabah yine evden erken çıkıp yürürken, Gaziantep’e yağan ikinci dalga karda, rüzgârın etkisiyle dudaklarıma düşen karı yalayınca yıllar öncesi (1968) bilebildiğim “en büyük karı anımsadım…”

    (Alıntıdır,Gaziantephaberler)

    Doğan Özdinç

    The content cannot be displayed because you do not have authorisation to view this content.

    Bunlar da Antepliyik sayfasından alıntıdır.

    The content cannot be displayed because you do not have authorisation to view this content.

    The content cannot be displayed because you do not have authorisation to view this content.

    Buda o seneden

    Harici İçerik fb.watch
    Dış kaynaklardan gömülen içerik, izniniz olmadan görüntülenmeyecektir.
    Harici içeriğin etkinleştirilmesi yoluyla, kişisel verilerin üçüncü şahıs platformlarına aktarılabileceğini kabul edersiniz. Gizlilik politikamızda bununla ilgili daha fazla bilgi verdik.

    Harici İçerik youtu.be
    Dış kaynaklardan gömülen içerik, izniniz olmadan görüntülenmeyecektir.
    Harici içeriğin etkinleştirilmesi yoluyla, kişisel verilerin üçüncü şahıs platformlarına aktarılabileceğini kabul edersiniz. Gizlilik politikamızda bununla ilgili daha fazla bilgi verdik.

    • Resmi Gönderi

    Eski takvimler arasında dolaşırken, bir yazıda 1914 yılının Ankarasında yaşanan çetin kış şartlarıyla karşılaştım. O kadar soğuk kış günleri yaşanmış ki “anlatılası değil” diyor yazar. Çatıların, buzların ağırlığını taşıyamadığı için çöktüğünden dem vuruyor. Buzların aylarca yerlerde kaldığını söylüyor. Uzun uzun, buzlu çatı sarkıtlarının yüzlerce kişiyi yaraladığını, Ankaralı çocukların sokağa çıkabildikleri anlarda, ilk saldırdıkları şeylerin de bu sarkıtlar olduğunu anlatıyor. Hele bu oyunları esnasında düşüp, sakatlanan, yaralanan, üstüne de babalarından birer dayak daha yiyen çocukların hali, içler acısını.

    Sokaklarında pek kimsenin yürüyemediği 1914 Ankara kışı. Öyle bir kış Ki, zaten zahire dükkanları, soft dükkanları ve fırıncılarının dışında pek de fazla dükkanı olmayan Ankara’da, o kış aylarında çoğunun da açılmadığı ifade ediliyor. Odunsuz, yakıtsız bir kış altında, insan ve hayvan sefaleti anlatılıyor. Bakımsız, yemsiz kalan hayvanlar sonucunda yüzlerce hayvanın evlerde -ağılllarda telef olduğu, çoğu hayvanın da bakımsızlıktan kesilerek satılmaya çalışıldığı belirtiliyor. Bazı cesaretli “tellaların” sokakları dolaşarak, “ Kendircilerin Asım’ın Hergelen Meydanındaki evlerinde 4 yaşındaki sığırlarının bu sabah kesilerek, ihtiyaç sahiplerine satılacağı” haberi yayılıyor. Kışın çetin şartlarından cüreti olanların gelip almaları isteniyor adeta. Ya da benzeri çığırtkanlık yollarıyla, “Cuma Günü Alt Fırın’ın”, “Pazarirtesi Gününün de Üst Fırın’ın” açılacağı, ekmeklerin yalnız o gün çıkarılacağı duyuruluyor.

    Küçücük Ankara’da Alt Fırın’ın Börekçilerin Hamdi Efendi’nin Fırını, Üst Fırının da Pekmezcilerin Ali Atıf’ın Fırını olduğunu da bilmeyen yok ki!

    Yoksulları arayan, soran yok bu kış altında. Sessiz ölümlerin ve definlerin olduğu söyleniyor ıssız ıssız halk arasında. Okullar, medreseler çoktan kapanmış, ne geleni var ne gideni. Bir kaç memurun zor şartlar altında sessiz ve sakin yürüyüşlerinden başka, bir şey yok gibi Ankara’da. Üstlerine çulları dolam dolam dolamış insanlar var yalnızca sokaklarda. Camiler bile cemaatini bekler hale gelmiş; kendini zoraki yollarda bulmuş bir kaç ihtiyarın dışında, herkes kendi evinde, namazında, niyazında. Bacası tütmeyen camilerde namaz kılmanın mürüvvetine kavuşanlar ise, tez elden sıcak bir sobanın ya da mangalın başında olmaya koşturuyorlar. Hele ki, alınan abdestin buzlanmış karlarla alındığı hissedildiğinde , üşümemek, ürpermemek mümkün değil. Mümkün değil koşturmamak.

    Çoğu evde zaten su tesisatı yok, su tesisatı olan bir kaç evin ise boruları donmuş, açık bir borunun ucuna her daim bir odun parçası atılan bir ateş yanmada. Donan borular kendir ve iplerle sarılmada. Ankara, is kokmada. Odun bile değil kokan, ağır bir şey kokmakta. Evlerin arasından peyda olan bu kokunun ilk sebebinin de ağıllarından çıkmaya yüz bulamayan hayvanların kokuları olduğu söylenmekte. Diğer sebebinin de,bok yakmanın olduğu söylenmede. Tezeğin en itibarlı yakıt olabileceğine inanılıyor bu kış ayında. Kurumayan tezeğin nasıl yanabileceğine de çözüm bulmuş gibi Ankaralı. Kül ile harmanlanmış tezek,geç de olsa, güç de olsa yanıyor, ama kokusu ise daha yaman kokuyordu.

    Ankara 1914 Kışı, caydıran bir kış. Evlerin bahçelerinde, damlarında bile kar, her şeyi örtmüş durumda.Yazdan yapılıp, kış ayları için küpler içinde toprak altında biriktirilip saklanan ne peynirlere ulaşabilmekte, ne de pekmezler ısıtmadan kıvamına gelip akmakta. Her daim yakılmaya ihtiyaç duyulan bir ocağın ateşi, kah bazlama yapmaya zemin, kah da ısınmaya fırsat olabiliyor yalnızca. Aynı ateş, ısınacak çorbanın da alevini, kaynayacak suyun da alevini yaratıyor. Evler hem is, hem pis kokuyor.

    Ankara’nın alışıldık at ve nal sesleri yok sokakta. Aslında sokaklarda kimse yok. İş yok, güç yok, hayat yok. Yaman bir kış var Ankara’da ve bir de yaman bir “harp” henüz devam etmekte uzakta. Ankaralı bir çok ailenin evladı harp meydanlarında. Balkan Harbi henüz bitmemiş, top tüfek sesleri buralardan duyulmasa da, atan her yürekte bir de “evlat kokusu” hissedilmekte. Çok şükür, bu günlerde pek de yaralı gelmiyor Namazgahtepe’ye!

    Balkan Harbi, bu kış ve soğukta en çok Ankarayı, Ankaralıyı vurmakta. Bir çok yiğidini yaban topraklara bırakmış gelmede, bir çok evladı sakat dönmede. Bir kış ki, yaman bir kış , yıldırıcı ve yıkıcı bir kış ve de uzun sürmede.

    Kanun-u sani (Ocak) ayından ümidini kesip, Şubat ayında rahatlamayı ümit eden halk, yanıldığını pek geçmeden anlayacak, Şubat ayının o pek bilinmedik gücüyle tarumar olacaktı. Çatıların iç kısımlarının, merdiven altı tahtalarının sökülmeye başlandığını belirtir bir abartılı ifade yaygın hale gelmiştir, ayın ilk günlerinde. Yakacak bir şeyler aramaktadır Ankaralı.

    Halk büyük bir bunalıma girmiş gibidir. Ayakta kalmayı arzulamakta ve bunun için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. İnzibati olayların arttığı söylenmekte, özellikle de Yahudi ve Ermeni mahallelerinde oturan insanların bazı şikayetleri halk arasında bir söylenceye sebep olmaktadır : “Hırsızlıklar başlamıştır.”

    Koca bir ayı evlerde karılarının ve kızlarının yanında geçirmiş koca adamların, sıkıldıkları ve sıkılmışlıkları sarar her şeyi.Tek tük de olsa Hacı Bayram’da Kuyucunun Kahvesine gitmeyi göze alabildikleri dikkati çeker yalnızca. Kahveler aslında hiç kapanmamışlardır. Çünkü Ankara’ya ticaret için gelmiş günübirlikçilerin bile uğrayacağı bir yer olarak görülmüştür kahveler. Şimdi biraz daha kadem basmaktaydılar.

    Kahveler aynı zamanda Ankara’nın bu haline, kaderine el koyma yerleri de olmuştu yeniden.Gelen her yeni müdavi, karı- kışı yeniden getiriyor, tartışmalar yenileniyordu. Hacı Bayram Camii imamı Hacı Fethi Hoca ise 7 Şubatı, 8 Şubata bağlayacak Cumairtesi Günü gerçekleşecek Mevlid Kandilini düşünmekteydi. O soğuklarda cemaat nasıl gelir acep?

    Nitekim o gece çok daha soğuk bir gündü. Hali vakti iyi insanların evlerinden beraberinde gelirken getirdikleri mangallar ile ısınıldı camide. Mevlid daha büyük bir heyecan ve ritüelle kutlandı. Hatta bir mevlidhanın uzun süren öksürüğü sonrası, başka bir mevlidhanın aldığı yerden devam etmesi, cemaati biraz daha heyecanlandırmış, duygulandırmıştı.Çifte mevlid eda edilmişti!

    O Şubat ayında da bütün gün sürdü soğuklar. Hele gecelerin ayazı kimseye bir şey yapmaya, etmeye fırsat vermedi. Evlerinde büzüldü kaldı insanlar. Ankara büzüldü.

    Günler geçiyor, kimse çıkıp da ne olacağını söylemiyor, insanlar çaresizlik, yokluk ve sefalet içinde hayatlarını sürdürüyorlardı. Ankara küçülüyordu. Hayatını kaybedenlerin sayısını bilmek hiç bir zaman mümkün olamadı, olamazdı. Ancak, definlere nezaret eden Sarı Ethem Hoca’nın bir sözü vardı ki, ölenlerin bilançosu gibiydi : “ Havalar elvermediği için yalnız öğlen namazına müteakip defin yapabiliyorduk. Her öğlen de 2-3 öksüzü yetimi toprağa verdiğimiz oluyordu.”

    Bilinmez, bu yetimler kimlerdir? Bu öksüzler kimlerdir?

    Ama Ankara o yıllarda zaten öksüz, zaten yetimdir.

    Haldun Cezayirlioğlu

    Alıntıdır


    Severiz kar kış ama?

    Can alıcı olanda yazının sonu sanırım :(


    "Sarı Ethem Hoca’nın bir sözü vardı ki, ölenlerin bilançosu gibiydi : “ Havalar elvermediği için yalnız öğlen namazına müteakip defin yapabiliyorduk. Her öğlen de 2-3 öksüzü yetimi toprağa verdiğimiz oluyordu.”

    Bilinmez, bu yetimler kimlerdir? Bu öksüzler kimlerdir?

    Ama Ankara o yıllarda zaten öksüz, zaten yetimdir."

  • Salam Aleykum qardaşlar.Yaxşı olduğunuza eminem.Çox gözəl və maraqlı mövzudur.Tam sebirle oxunası yazılardır.İzn versez ara sıra xatırladıqca, konumumda olmuş qar fırtınalarını sizinle paylaşacam.Diqqetiniz üçün minnətdaram.🇦🇿🇹🇷