Whisper tarafından yazılan gönderiler

    neler.en çokda ne hoşuma gidiyor biliyormusnuz bu formda..sevgiliyi bekler gibi beklemesi herkezin.ha geldi gelecek,bence gelir,yok olmadı :)) güzel insanlarsınız,kar yağması hala size güzel duygular veriyor.bi tarafınız hala çocuk kalmış ,bence bu forumdakilerde gördüğüm bu..hepinize saygılar,düzgün ve saygılı muhabbetiniz içinde hepinizi tebrik ediyorum.

    Aynen öyle Ercan kardeşim :alkıs: Bir sevgili işte beklenen..

    Bizlerde seni ,sizleri seviyor, saygı duyuyoruz..

    The content cannot be displayed because you do not have authorisation to view this content.


    The content cannot be displayed because you do not have authorisation to view this content.
    The content cannot be displayed because you do not have authorisation to view this content.

    Buda bizim eğretiköy bloğundan bir kısa hikaye..Anlamlı, manalı ve kar var işte :)

    Anıtkaya kasabasınin (köy oldu) eski adı Eğret'ti..

    Eğret Eğreti,den geliyor.. Selçukluyu, Osmanlıyı görmüş bir köy ve Eğreti olarak kurulmuş.. Geçici yani,lakin hala ayakta ve canlı oda bir başka muaamma..Neden geçici (Eğreti, Eğret) kurulmuş ve kalıcı olmuş bilmem.

    Hikaye ise şöyle

    Çerçiciler köyde kalacaklarsa doğal olarak odalara yönelirlerdi. Daha önceden de gelmiş bildik birisi ise alıştığı odaya gider, değilse uygun birini bulurdu. Odada konaklamanın usulü bellidir. Araba odanın önüne çekilir, hayvanlar ise damına. Hayvanların ve çerçicinin yiyeceği oda sahibinin boynunadır. Yemekten sonra gece geç vakte kadar oda ahalisiyle oturulur, vakti geldiğinde cemaat dağıtılarak misafirin yatağı yüklükten çıkarılıp serilir. Sabahleyin çorbasını içtikten sonra da işine bakar. Bütün bunlar için ondan bir ücret talep edilmez. Yalnız o isterse sattığı şeylerden münasip bir şeyi odaya bırakıp da gider.

    AVvXsEg_u9dktJ8oqzYmaVywr2sLpuB_P5JxP9pNUhc0PVyFf6PltEe8DOnQPbtzR2GKFdR27Jqaimt9KH86IE9srrWZW9L17o6kBRF0ODNB5p_ei9FGj15EiXqJK8NNyfWEQBuBrHTA88dxoMY0gv6X-_YYC4fBA0ZnVDsmXAVb2oPKR2MVFAhLbte-K51BKw=w200-h133

    Sene kaç bilmiyorum, bir çerçici ilk gün köyü dolaşamayıp ertesi güne kalınca, akşam üzeri epbabının odaya varır. Burası Macur Ali (Öncül)ün oda olarak bilinen yerdir. Ertesi gün işe çıkamaz; çünkü öyle bir kar yağar ki göz gözü görmez. Aksi gibi yağış durmaz, sonraki gün de öyle devam edince çerçici ne işe çıkabilir ne de memleketine dönebilir. Yollar kapanmıştır. Mecburen hayatına odada devam eder. Rahatı yerindedir ama cansıkıcıdır bu hayat. Allah var, Macur Ali de rahat ettirmek için elinden geleni yapar. Hem kendisine hem de atlarına bakar. Evde ne pişiyorsa misafirine, kendi mallarına ne veriyorsa onun atlarına da aynısını verir.

    Gel gör ki kar kalkacak gibi değil. Çerçici odaya gireli tam 16 gün olmuş. O yıllarda sabahları mutlaka çorba içiliyor. Taharna, oğmeş, toyga... derken zaten kaç çeşit çorban var ki. Her sabah tepside odaya gelen taslar birbirine benziyor. Fakat o gün farklı bir çorba bulunan tepsiyle Macur Ali odaya girdiğinde çerçici daha kalkmamış. Yorganı başından sıyırarak hafifçe doğrularak:
    -Ali Ağa tepside ne va? diye sormuş. Ali Ağa cevap vermiş:
    -Uzun uzun yol çorbası!... Bunu duyan çerçici ise:
    -Gıvrıl gıvrıl yat çorbası!... diyerek hızla yorganı başına çekip kıvrılıp yatmış.

    Meğer o sabahki menü, şimdikilerin sakalaçarpan dediği, hamıraşılı mercimek çorbasıymış.